Eskiyen Zaman mı- Yoksa ?

28.12.2017 12:09 Tüm Yazıları

Ah bu insanoğlu! Hep kendini kandırır , pörsür de zamana çimdik attığını sanır. Üstelik şenliklerle yıpranıp yok olacağı kesinken zamanın kıskacında, ağzı açık kalır olanlara . Oysa saydığı zaman dilimi onu , sona yaktırmakta kurnazdır. Çam ağaçları süsler; yıl sonu der ve gülücükler yaymayı da eksik etmez.

            Bütün , dünya insanları üç yüz altmış beş günü, güneşin doğuşunu gözler, akşam olur bir dünya sohbetlerle kendince kıvratır zamanı. Yaşadığını sanır üstelik. Bozbulanık ortamlardan zevke yönelir. Bir yıldır sarmalayıp yumak ettiği. Yumağın içinde her bireyin gizleri vardır, kendi özelinde. Ancak nedir ki bir türlü mutluluğun resmini yapamamış, hep arayışlarda kalmıştır.

           Eskiyen yıl !.. Bilmez ki insan yokluğa yolculuğu eskittiğini sandığı yıllarla gitmektedir. Eskiyen yanımızda eğer sağduyu egemense yaşamayı başarmış sayılırız. Bu  da ancak düşünce yükümüzle olasıdır. Zira, düşünce yaşanılan zamana çoğunca aykırıdır. İnsanlar alışkanlıklarına ters  önermelere tepkilidir. Alışmak uzun yıllar alır ve sonuç düşünce üretenin yaşamasını sağlar sanat , bilim ve iletişimde.

           

               Düşüncenin yaşamda sınırı yoktur. Ölümü, ölümsüzdür düşüncenin. Zaman ötesi boyuttadır. Onun için üretenin adıyla ünlenir. Bu açıdan bakıldığında düşünceyi üreten, geliştiren zamanla koşut yaşar. ATATÜRK ne demişti bu konuda :

             “Düşünceler top ve üfekle, cebir ve şiddetle asla öldürülemez.”

           Zaman içinde egemen güçler kendi çıkarlarına ters düşünceleri tersleyerek yasaklama yolunu seçmişler bu konuda çok canlar yakmışlardır.  Ancak onlar birer ot gibi yaşamanın ötesine geçemediler. Namık Kemal’i Kıbrıs Magosa zindanında 38 ay tutan padişah anılmazken Kemel’in, “ Merkez-i hake atsalar da bizi / Küre-yi arzı patlatır çıkarız “ sözü düşünce gücünün egemenliğini anlatmaya yeter.

          

           Şu anda dünyamızda 193 ülke var. Hepsinde insanlar mutluluk aramaktalar. Ancak , kendilerini dünya egemeni sayanlar insanların mutluluk isteklerini boğmak için acımasızdırlar. Salt bunlar da değil. Her ulusun yöneticileri egemen olmak için halkın koyduğu yasal kuralları aşmanın yollarını arar ve ulusal açmazlar da o zaman başlar.

          Son yıllardaki ABD , baskılarını artırarak sürdürme gayretinde. Plan yüzyıl öncesinden izlenmekte . Ve onlar”22 ülkenin sınırları değişecek(!) “ derken , bu halkanın düğüm noktası da Türkiye’ydi.  Coğrafyamıza sınır çizmek isteyenlere bir de bizden Eşbaşkan katılmıştı. Dağıtılacak ülkelerin hepsi Müslümandı. Gördük yıllar içinde. Afganistan’dan başlamak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika!

 

          ABD’nin Irak’a getirdiği demokrasi belli oldu. Dağılan devlet, yıkılan kentler, yağmalanan tahih ve el konulan  yeraltı zenginlikleri. Bunu yaparken insanlarının düşürüldüğü durum. Ölümü aratacak saldırılar, kadınların – kızların kirletilmeleri, kutsallara hakaret , ezinçler içinde yıllar. Sonrası? Suriye ?

         Bir gecede Suriye’yi düşman ilan ettiren ABD; sonunda çıkmazın içinde bıraktıkları Türkiye. Dört milyon mu belirsiz, yurdundan – yuvasından  can havliyle bize sığınan insanlar.

Her iki ülke için de sorunlar yumağı. PKK’nın Suriye koluna yapılan silah yığıntısı ile Türkiye egemenliğine saldırı. Akdeniz’e uzanan ve İsrail’le buluşan bir Kürdistan.  Bu açık bir harita. ABD askerleri Nato masalarında açtıkları harita varlığı, üstelik bizim subaylarımızın  yanında.

         Daha ötesi, AB sözcüsünün yakın tarihte, “ Anadolu Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir coğrafyadır (!)” demesi NATO ortaklarımızın , hakkımızda düşündüklerini yansıtmıyor mu? ABD, Suriye’yi de içinden çıkılmaz hale getirince , yeni bir sorun yumağını devreye soktu. ABD’nin delisi , Kudüs’ü İsrail’in Başkenti  ilan etmesi  islam ülkelerinin çoğunu ayağa kaldırdı.  BM  toplandı. Bu kez 128 ülke ABD’ye “ Dur “ dedi. Dokuz küçük ülke onlarla birlikte olurken kimi islam ülkeleri de (28)  çekimser kaldı. Çekimser kalmak da ABD’ye bir anlamda destektir !

            Şimdi ABD yeni bir baskının uygulama hazırlığında. Ekonomik yönden ülkeleri cezalandırmak ! Dünyanın delisi, hatta çağımızın Neron’u, ya da Firavun’u, dahası Hasan Sabbah’ı bir ABD Başkanı var. İnanlığın başına bela. Sömürünün çağdaş boyutu. Hiçbir şey yapmasa da ürettiği silahları , kendisinin çıkardığı kargaşa da satarak ülkeleri  sömürmesi onlara yeni bir ekonomik kapı oluyor.  

           Atatürk’ün, “ Milletin hayatı tehlikede olmadıkça savaş bir cinayettir ,” demesi, bunu destekleyen “ Yurtta  Barış, Dünyada Barış” sözü  O’nun dünya önderi olmasını sağlayan öngörüleridir.  Atatürk’ün düşüncesine yaklaşan henüz bir insanlık önderi yoktur.

           İnsanlığın hayrına üretilen düsünceler Konfüçyüs’ten, Sokrat’tan bu yana  üretenleri yaşatmaktadır. Zorla egemen olanlar, halkının yaşamını baskı altına alanlar, kendi çıkarları için devlet erkini kullananların yaşamı,  bedenlerinin canlılığıyla vardır. Beden ölünce otlar gibi çürürler.

            Yaşamak , insanlara insanca davranmakla kazanılır. Halkı  aç iken, eğitimi eğitimsizlik doğururken, halkın çocuğu vatan için şehit olurken, kendi çocuklarını devletten elde ettikleri paralarla “ Bedelli “ yapanlar yönetici değil, eziyeyçi olurlar ancak. Devlet adamı olmanın erdemini iki anektotla vurgulamak isterim.

 

             Mudanya Ateşkes’inin son gününde İsmet Paşa  huzursuzdur. Bu davranışlarından bellidir. Bu arada kapıdan bir er girer , eğilerek “ Hazırız Komutanım”  deyince rahatlar.

Giysisi sağlam otuz kİşi zor bulunmuştur merasim kıtası için!..

             Biz kurtuluş savaşını bu ULUSUN dişi – tırnağıyla kazandık. Şimdiklere bakıyorum. TBMM lokantasında vekiller 3 liraya biftek yerlerken bile halktan yana değiller. Kendi kurtuluşları için erdemden koğuklar. Dünyada resmi araç sayısı en çok olan ülkeyiz. Resmi zevatın kullanımı için sürüyle aracın yanında son model uçaklarla bile bu ülkeyi yönetememenin rahatlığı(!) içindeler. Geçtiğimiz yıllarda İngiltere Başbakanı , “Devlet işlerini daha sei yapmak için bir uçak kiralayalım”  istemine karşılık  İngiliz Parlementosu ,”Paran varsa git kirala! Devlet parasıyla olamaz !” Dediler.

 

             Yine bize döneyim. Atatürk Boğada, gemidedir. Maliye Bakanı yanına gelir ve “Ekmeğe zam yapmak zorundayız “ der. Ata, “ Buna halk ne der bir bakalım” diyerek geminin aşçısını çağırtır. Olayı dinleyen aşçı “ Bu adaletsiz olur Paşam. Eğer zam zorunluysa una yapılmalı zan. Zira, ekmeği genelde fakir halk yer. Una yapılırsa pasta , börek yiyenler de bu zamla eşitlenir” deyince Atatürk. “ Halk böyle istiyor, dikkate alın …der Bakana.

    

          Şimdiki doymazların yanında Kurucu Devlet Adamları halkın arasında , sıradan bir yurttaş olarak yaşadılar. Örneğin Şükrü Saracoğlu  öldüğünde kirada oturan bir insandı.

 

         Yok öyle insanlar. Şimdi ,  “ Yetkililer bilgisiz, bilgililerse yetkisiz durumda. Böyle bir dönemde yaşıyoruz. Buna gerek var mıydı, bilinmez.  Ancak bilinen bir şey var ki yıllardır bu ülkenin eğitimi yanlış yönlendiriliyor. Günümüz açmazlarının nedeni düşünce üreten eğitimden uzak oluşumuzdur. Felsefeyi yadsıyan bir ülke, pozitif gelişmelerden de uzak kalır. Düşünce üretime yol açar. Nitelikli üretim ulusu bolluğa götürür.

          Yılı bitirirken, boşa kürek çektiğimizi de vurgulamak isterim. Ulusal kazancımız oldu mu geçen zamanda,  yoksa  daha mı içeri girdik?

 

            Kamu hakkı için , komşularımızla BARIŞ ÜRETELİM. Ders almasını bari biliniz. Atatürk , Savaştıklarıyla bile barış imzalayan bir önderdir. Başka lidere gerek yok Atatürk’ün yolunu izleyebilirseniz, ya da o’nu izleme ferasetiniz varsa önümüzdeki yılı kazanç hanesine yazabiliriz.

           Bütün olumsuzluklara karşın umudumuz, aklın egemenliğine kavuşmaktır.

Yurduma, yurdumun çocuklarından başlayarak tüm insanlarıma, bize sığınanlara  ve uygar dünyanın barıştan yana insanlarına  sağlık esenlik, mutluluklar diliyorum.