Kazım MEMİÇ

 E Ğ İ T İ M  E Ğ İ T İ M " OLMAK YA DA OLMAMAK "


Kazım MEMİÇ
4 Ağustos 2017 Cuma 10:39
Agromec

            Bazı değerler vardır, her gün ve her saat yinelesen önemini yitirmez. 

Zira "O" salt insanı değil, titizlikle uygulanırsa hayvanları da sosyalleştirir.

Köpeklerin, maymunların hatta kuşların bile eğitildiğini görmek, insan varlığı için daha da bir önem kazanır.  Mağara devrinden günümüze uzanan yolda insan serüveni hep AYDINLIĞA yürümüş, yürütülmüştür.  

           

          Bizler bu olguya  E Ğ İ T İ M diyoruz.  Halkımız da " Öğrenmenin sınırı ana beşiğinden yer beşiğine uzanan bir süreçtir " diye belirler. Yaşadığımız her basamak yeni olgulara gebe olacağından halkın sağduyusu bir gerçeğe nokta niteliğindedir.

         Eğitimde bütüncül bir anlam olmakla birlikte , temel iki unsuru vardır. 

" Eğiten ve Eğitilen."  Biz bunlara " ÖĞRETMEN- ÖĞRENCİ " diyoruz. Genel amaç, " insanın , insanlar arasında insanca yaşamasını sağlamak, birlikte elde edilecek başarılardan yeni ufuklara güven ve onurla yürümektir."

 

         Atatürk'ün bir sözüyle yürümek isterim." Büyük davamız , en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir.  " Sonra  da " Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır " der. Genç Türk Devleti işe böyle başlar. Hatta , Kurtuluş Savaşı sürerken  (1921) Ankara'da " EĞİTİM KURULTAYI " toplayarak gelecekteki asıl savaşın Eğitim alanında olacağının işaretini verir.

 

         " OLMAK YA DA OLMAMAK " Eğitimin başlıca sorunudur. Dünya yarış halindeyken , bu yarışa katılamayanlar, kalkınmada geri kalacaklarından, başka uluslara yem olmak durumunda kalırlar.  Ülkelerin " ULUSAL EĞİTİM"  programları, " BİLİMİN ÖZGÜR SINIRLARINI ZORLAMAK TEMELİNDE " oluşturulur.  Bilimi zorlamak, yeni açılımların kapısını açar. Bu da ancak özgür düşünce ile olacağından okullarda doğruları öğretmek yerine düşünceyi geliştirmek önem kazanır. Alberd EİNSTEİN eğitimi şöyle tanımlar :

       "EĞİTİM , DOĞRULARI ÖĞRETMEK DEĞİL A K L I  E Ğ İ T M E K T İ R."

         

         Öğretmen okullarında aldığımız eğimin derinliğini ölçmek için , yazılı mezuniyet sorumuz, mesleğin ne derece önemli olduğunu anlatmaya yeterlidir. Öğretmenlerimiz bizi EĞİTİM ORDUSUNA katmadan önce, bir kez daha bizden emin olmak istercesine KOMPOZİSYON yazılı sorumuzu şöyle düzenlemişlerdi :

          " Sokakta dövüşen iki insan görünce, bunun  sorumluluğunu vicdanında hissetmeyen bir Öğretmen henüz bu mesleğin  dışında yaşıyor demektir ."

            Çünkü, " Cumhuriyet bizden bedenen, ruhen sağlıklı insan yetiştirmemizi"  istiyordu.  Ve çağların ihmali içinde cahil bırakılan insanımız kısa zamanda onurlu yurttaş olmanın gereğini yapmalıydı. Bunun için de yine Atatürk'ün kılavuzluğu bizimle halkımıza ışık olacaktı.

          " Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye'nin geleceğine, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir. "

          

          Ulusal eğitimin gerçekleşmesi ancak Eğitim  Birliği ile olasıdır. Bunun için Cumhuriyetin ilk işi " EĞİTİM BİRLİĞİ"ni ( Tevhit-i Tedrisat kanunu)  sağlamak oldu. Azınlık okulları kapatıldı. Tekke ve zaviyeler de kapatıldı. Eğitim , " Devletin işidir," dendi.

          Cumhuriyet okullarında, ÖZGÜR VE EŞİT YURTTAŞ hedeflendi. Hatta Atatürk, " Üreten milletin efendisidir " diyerek zadelere son vermek gereğini belirtti. Ulusal birlik için YURTTAŞLIK BİLGİSİ KİTABINI da bizzat Atatürk yazdı. Amaç, karışıp kaynaşmış, tasada ,kıvançta bir ve bütün yurttaş oluşturmaktı. Bunun için de :

         " TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN HALKA TÜRK DENİR " kavramıyla ortak bir kimlik yaratılmak istendi. Verilen eğitimle sağlıklı bir yol da alındı. 

Ulusal Bayramlarımızda , ( Ulusal Egemenlik - Gençlik ve Spor -  zafer ve Cumhuriyet ) halkımız günler ve haftalarca bu ortak zengiliklerimizle onurlandılar . Bu bayramlar bizi sarıp sarmalayan güçlü bir bağ olmuştu.

 

          " Olmuştu!.. Dedim. Peki sonra ne oldu? 

          İnönünün bir sözü vardı 2. Dünya Savaşı sürerken. Bir Köy Enstitüsi ziyaretinde , yanında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'le, İ.Hakkı Tonguç da var. Onlara hitaben şöyle der :

           " Bu okulların sayısını ( KÖY ENSTİTÜLERİ ) kısa zamanda 40' ın üstüne çıkaralım. Savaş bitince bize yaptırtmazlar..."  O yıllarda KÖY ENSTİTÜLERİ yurdun 21 ayrı yerinde kurulmuş ve Cumhuriyet Kuşağı Köy Öğretmenleri yetiştiriyordu. Yüzyılların karanlığına bir şimşek olmuş,  12 yıl içinde yetiştirdiği 16 bin Öğretmen  köylerimizde birer yıldızdı artık.

           Hiç unutmam ,1957 yılı . Zamanın Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri Akpınar İlköğretmen Okulumuzu bir ziyaretinde ( Sık uğrardı,bazen de Bayındırlık Bakanı ve Samsun Milletvekiliydi.) öğrencilere hitaben , " Vatandaşlar bizden ESSAH ÖĞRETMEN  istiyor," demişti. Sanki Köy Enstitüleri  çakma öğretmen yetiştiriyormuş gibi.

          1952'den 1976'ya kadar Öğretmen Okulları boşluğu doldurdu.  O yıllarda, Öğretmen Okulları mezunları yalnız EĞİTİM ENSTİTÜLERİNE gidebiliyorlardı. Enstitülerde verilen iki yıllık eğitimle Ortaöğretim için öğretmen yetiştiriliyordu. 1958/59 öğretim yılında YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULU açıldı ve 45 Öğretmen Okulunu birincilikle bitirenler ilk öğrencileri oldu. Ondan sonraki yıllar için, öğrenci kaynağı Öğretmen Okulları oldu. 6. Sınıfa geçen Öğretmen adayı öğrencilerden Öğretmenler Kurulunca  seçilerek Ankara Cumhuriyet Lisesine alınır, orada lise son sınıfı okuyan öğrenciler MEB'in ihtiyacına göre üniversitelere yönlendirilir ve bitirince de beklemeden, başka sınava, mülakata gerek kalmadan ATAMALARI liselere yapılırdı. 

          Ne yazık ki  hem Öğretmen, hem de Yüksek Öğretmen okulları da kapatılarak, öğretmenlik mesleği sıradanlaştırıldı. Ruhen Öğretmenliğe hazır olmayan gençler Öğretmen olarak atandı.  Eğitim kutsal bir eylemdir. Eğitimci Henry Van Dyke şöyle seslenir: 

          "Ya öğretmenliğe ne dersiniz?.. A, işte o, mesleklerin en az kazanç getireni, fakat insanı en çok ödüllendirenidir. Onu sevmiyorsan asla girmeye cüret etme... Büyük ekseriyetle ne servet, ne de şöhret vadeder : fakat sırf insan hatırı için onu sevenlere insanlığın asalet unvanını bahşeder.  Meçhul öğretmenin önünde saygıyla eğiliyorum. İnsanlığın hadimi, kendisinin sultanı olarak adlandırılmaya en layık olan odur ."

            Suat Salih Asral da bir şiirinde gücünü yansıtırcasına,

    

           "  Geceler benim karatahtamdır

               Parmaklarım tebeşir

               Ben bir suskun öğretmenim ama

               Fecrimde devler güreşi

        Bir yol bilirim güneşe - aya

        Bir yol bilirim hıçkırıktan kahkahaya " 

diyerek zamana meydan okur. Atatürk , eğitim için noktayı koyar.

         " Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da bir milleti esaret ve sefalete terkeder."

 

           Ulusun yaşamında bu kadar önemi olan  " EĞİTİMİN NASIL YOZLAŞTIRILDIĞINI Bu ateşi körükleyenlerin eğitime zararlarını ve 

" EĞİTİMDE  KISA , ÖZ ÇIKIŞ YOLLARINA " ikinci bölümde değinelim.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık