Erdal Moral

“Patolojik kişilikler ve Mehdiyet”


Erdal Moral
18 Ağustos 2016 Perşembe 10:32
Agromec

Büyük Usta Stefan Zweig, iktidarın doğası ve iktidara maruz kalanları arasında mevcut bulunan zorunlu ilişkinin mahiyeti üzerine tutarlı savları üreten yazarların başında geliyor. Zweig “2. Paylaşım Savaşı” öncesi Almanya’da ‘Nazi’ gerçekliğinin iktidara doğru,yoğun bir şekilde komplo ve militarizm kuşanmış kanlı yürüyüşünü ve Alman halkının buna gönüllü cevaz veren barbarlığını bizzat deneyimlemiş bir yazar olarak geniş bir kitlenin, insanı tüketen çeşitli sorunların verdiği yorgunluk, hayatın karmaşıklığı ve yüklediği sorumluluklar karşısında dünyanın, her şeyi kapsayacak biçimde her tür düşünme mesaisini nihai olarak halkın üzerinden alacak bir düzenle “mekanikleşmeyi özlediğini” söylüyordu.

Zweig’e göre var olmanın bireye yüklediği sorumluluklardan kurtulmayı sağlayacak bir Mesih’e yönelik özlem duyması, toplumsal ve dinsel peygamberlerin yolunu açan mayanın özünü oluşturuyordu. Bir nesil, ideallerini ateşini ve renklerini yitirdiği anda ortaya etkileyici bir adamın çıkması, kendisinin, sadece kendisinin, yeni bir formül bulduğunu ya da yarattığını buyurgan bir biçimde açıklaması daima yeterli oluyor ve binlerce kişinin güveni hemen o anda bu sözüm ona “halk kurtarıcısına, dünya kurtarıcısına” doğru akıyordu, ve her yeni ideoloji ( bu aslında onun metafizik anlamıdır) her seferinde dünyada derhal yeni bir idealizm yaratıyordu. Buna göre insanlara “birlik” ve “temizlik” diye yeni kuruntular bağışlayan kişi, onların içlerinde ki en kutsal güçleri onların özverilerini ve çıkarlarını ortaya çıkarıyordu. Milyonlar büyülenmişçesine, teslim olmaya, aşka gelmeye, hatta baskı altına alınmaya bile razı oluyor ve bu türden vaazlar veren ve vaatlerde bulunan kişiler, ne kadar çok şey talep ederlerse,onun o denli kulu kölesi oluyorlardı. Kalabalıklar liderin “baskın karakterinin” daha kolay yönetebilmesi uğruna, düne kadar mutlulukları olan özgürlüklerinden kendi rızalarıyla vazgeçip;birlik duygusunun verdiği ateş ve şarhoşluk içinde kendiliklerinden köleliğe koşarlar ve ‘kendilerini döven kırbaca övgüler düzerler’; böylece tarihsel süreçte sürgit biçimde salınım halinde olan “Gönüllü olarak köleliğe koşmak” refleksi tekrar gündelik yaşamın rutini haline geliyordu. Bu minvalden baktığımız zaman  15 Temmuz gecesi Türk askeri üniformaları giyerek Türkiye’yi çok uluslu emperyalist bir ittifak adına (ABD-AB) işgal girişiminde bulunan “Mehdiyet” iddiasında ki “FETO-PDY” lideri Fettullah Gülen’in patolojik kişiliğinin; kendi kapalı şebekesi içinde bir “iç rasyonalite” ürettiğini ve rasyonalitenin eylem haline geçtiği gerçekliği ile yüzleşmek zorunda kaldık. Maalesef bu çok boyutlu, çok katmanlı gizli ve erişime kapalı uluslararası şebekenin heterodoksiye kayan dinsel öğretisinin koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir işgal ve iç savaşın eşiğine getirebildiği gerçekliğinin yakıcı sorularına da yanıt bulmak zorunda bırakıldık.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık